Cuma, Nisan 3, 2026
Ana SayfaAraştırma-İncelemeSavaşın ekran yüzü: “Beyin, izlenen travmayı gerçek gibi algılayabilir”

Savaşın ekran yüzü: “Beyin, izlenen travmayı gerçek gibi algılayabilir”

KARABÜK (TİHA)- Klinik Psikolog Beste Polat, sosyal medyada sıkça karşılaşılan savaş görüntülerinin bireylerin gerçeklik algısını değiştirebildiğini, uzun vadede ise kaygı ve duygusal yorgunluk gibi etkiler oluşturabileceğini belirtti. 

Beste Polat, savaşlara ilişkin görüntülerin sosyal medya üzerinden sürekli dolaşıma girmesinin psikolojik sonuçlarına dair değerlendirmelerde bulundu. Sosyal medyada tekrar eden savaş görüntülerinin beyin tarafından zamanla “normalleştirildiğini” ifade ederek, “Medyada sık tekrarı görülen savaş görüntüleri beynin alarm sistemini açık bırakır. Bir süre sonra, varoluşsal olarak ihtiyacımız olan güvenlik algısı, dünya gerçekten tehlikeli bir yer inancıyla yer değiştirebilir ve ‘Ben gerçekten bunu yaşıyor muyum? Yoksa bu olay benim için uzak ve sembolik bir yaşantı mı?’ sorularıyla karmaşaya neden olur. Bununla birlikte en önemli kayıp kontrol duygusunda yaşanır” dedi. Bu süreçte kişilerin farkında olmadan “sürekli tetikte olma” hali geliştirdiğine işaret ederek, bunun zamanla kalıcı bir inanç sistemine dönüşebileceğini kaydetti.

”BEYİN, İZLENEN TRAVMAYI GERÇEK GİBİ ALGILAYABİLİR”

Beynin izlenen travmayı gerçekmiş gibi algılayabildiğini söyleyen Polat, “Bazı durumlarda beyin travmayı gördüğünü veya yaşadığını ayırt edemez. Böyle durumlar bizim için yalnızca seyretmek değil duygusal ve fiziksel olarak da o anı yaşıyormuş hissine kapılmamıza neden olur. Ani gelen seslerle birlikte verilen, açık yara ya da ceset gibi görüntüler izleyenler açısından mide bulantısı, nabız artışı, göğüste sıkışma, kas krampları gibi belirtiler yaratabilir. Bunlar da travmaya doğrudan maruz kalanlarla aynı ama daha hafif belirtilerdir” diye konuştu.

Aynı zamanda sosyal medya algoritmalarının benzer içerikleri sürekli kullanıcıya sunmasının etkileri derinleştirdiğini belirtti. Tekrarın zihinde içselleştirmeyi hızlandırdığını dile getirerek, “İlk kez maruz kalındığında kaygı duyulurken, içeriklerin artmasıyla bu durum gerçek bir tehdit algısına dönüşebiliyor. Kişi artık çevrenin güvensiz olduğu düşüncesini daha güçlü hissediyor” değerlendirmesinde bulundu.

Savaş artık sadece cephede değil, ekranlarda da yaşanıyor.

”AHLAKİ YORGUNLUK GELİŞEBİLİR”

Savaş görüntülerine tanıklık etme ile bireyin kendini koruma ihtiyacı arasında denge kurulması gerektiğini ifade eden Polat, bunun kişiden kişiye değiştiğini söyledi. Toplumda başkalarının acısına üzülmenin bir sorumluluk olarak görüldüğünü belirterek, “Bu durum bir noktada ‘ahlaki yorgunluk’ yaratabilir. Kişi kendine iyi gelmeyen içerikleri izlemeye devam edebilir ve bu da psikolojik yükü artırır” dedi. 

Bazı bireylerde yoğun kaygı görülürken bazılarında duygusal uyuşma oluştuğunu belirten Polat, bunun bir savunma mekanizması olduğunu ekleyerek “Kısa vadede koruyucu olsa da uzun vadede duyguların bastırılması birçok patolojiye zemin hazırlar. En sık karşılaşılan durumlar ise fibromiyalji, mide ve bağırsak problemleri, psikolojik olarak da panik atak ve kontrol kaybından kaynaklı öfke atakları” ifadelerini kullandı. Sürekli maruziyetin empatiyi tamamen ortadan kaldırmadığını ancak verilen tepkileri azaltabildiğini dile getiren Polat, bireylerin zamanla acıya karşı daha az tepki verdiğini belirtti.

Aynı zamanda savaş görüntülerinin çocuklar üzerindeki etkisinin daha fazla olabileceğini vurgulayan Beste Polat, “Çocuklar bu görüntüleri anlamlandırmakta zorlanır ve ‘her an kötü bir şey olabilir’ düşüncesi geliştirebilir. Bu da güven duygusunu zedeler ve kaygıyı artırır” dedi.


Tanıklık etme sorumluluğu ile kendini koruma ihtiyacı arasında denge kurulmalı.

HABER TÜKETİMİNDE SINIR ÖNERİSİ

Bireylerin kendilerini korumak için haber tüketimlerine sınır koyabileceklerini belirten Polat, “Eğer içerikler iyi gelmiyorsa tamamen uzaklaşmak tercih edilebilir. Sosyal medyada görsel içeriklerden kaçınıp, yalnızca yazılı kaynaklardan bilgi edinmek ve haber takibini günde 2-3 kez, 10-15 dakikayla sınırlamak faydalı olabilir” önerisinde bulundu.

Sosyal medyanın etkisiyle bireylerin dünyanın farklı yerlerindeki acılara anlık olarak tanık olduğunu, bunun yas sürecini zorlaştırdığını söyleyen Polat, “Sürekli yeni görüntülerle karşılaşmak, tepkisizleşme, vicdan muhasebesi ve kronik gerginlik gibi durumlara yol açabilir. Gelecekte ‘iyi değilim ama nedenini bilmiyorum’ diyen bireylerle daha sık karşılaşabiliriz” diyerek konuşmasını sonlandırdı.

Diğer Haberler

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Haberler

Son Yorumlar